Bazı hikayeler bir kaçışla başlar, bazıları ise bir varışla... Reklamcılığın hızlı ve tüketim odaklı dünyasından, nakışın sabır isteyen dingin dünyasına geçiş yapan bir sanatçıyla, Baobap'ın Kurucusu İrem Yazıcı ile bir araya geldik. Küçük Prens’in o haşmetli ağacından ilham alan, kedilerin bilgeliğini ve yıldızların sonsuzluğunu kumaşlara işleyen Baobap, bize iğne ve ipliğin sadece kumaşı değil, ruhu da nasıl onardığını anlatıyor. İlmek ilmek örülen bu samimi sohbeti keyifle okumanız dileğiyle.

1. Reklamcılıktan nakışa uzanan bu yolculukta seni o ilk ilmeği atmaya iten duygu neydi?
Lisedeyken reklamcılığı çok severek seçmemiştim, okulu kazanınca da büyük bir mutluluk hissetmedim. Okurken reklamcılığın felsefesi içime sinmiyordu; dünyadaki her şeyi aynı motivasyonla pazarlayabileceğimi düşünmüyordum. Üniversitedeyken geleceğimi sorguluyor, bu işi sevmeyebileceğimi ve ajans dünyasında istemediğim bir yaşam tarzına sıkışıp kalabileceğimi hissediyordum. Bu düşünceler içindeyken okula gitmek için kendimde o motivasyonu bulamadım ve bir noktada derslere gitmeyi bıraktım. Maddi bir desteğim veya dayanağım olmamasına rağmen, gerçekten canım istemediği için bırakmıştım.
Bu karar hayatımda büyük bir zaman boşluğu yarattı ve bu boşluğu bir şekilde değerlendirme isteği doğdu. İçimde bir şeyler üretme ve yaratma arzusu belirdi. Önce örgü ve türevlerini denedim ama kendimi tam olarak bulamadım. Sonra etamin iplikleri alıp önce çarpı işine, sonra nakışa başladım. İlk dikişlerimi atarken içimde çok büyük bir heyecan oluştu. O an hissettiğim şey nakışla aramda kuvvetli bir bağ kurdu ve maceram böyle başladı.
2. "Baobap" ismi senin için neyin sembolü? Bu isimle nasıl bir dünya kurmak istedin?
Baobap ağaçlarını ilk kez Küçük Prens kitabında gördüm. Kitapta ağacın illüstre ediliş biçimini çok sevmiştim. Sonra fotoğraflarına baktım; tombul ve haşmetli görüntüsü hoşuma gitti. "Ne kadar yüce bir ağaç," diye düşündüm. Hem çok ilginç hem de biraz komik bir hali vardı. İsminin fonetiği de kulağıma melodik gelmişti. Bu yüzden nakış hesabım için Baobap ismini seçtim. Yıllar içinde bu ağacın ne kadar harika olduğunu, kurak bölgelerde birçok insana su kaynağı sağladığını araştırdıkça öğrendim. Hatta bir Baobap ağacı tohumum bile var, yıllardır saklarım.

3. Üretim sürecinde sana sezgiler mi yön verir, plan mı? Elin mi önce bilir, kalbin mi?
Üretim sürecimde hem sezgilerin hem de planlamanın ayrı bir yeri vardır. Bir işe başlamadan önce zihnimde onun bitmiş halini görürüm. Bu vizyonu gerçekleştirmek için nakışa başlamadan önce malzeme seçimi yaparım. İplik, boncuk ve çeşitli kumaşlar arasından o iş için en iyi şekilde çalışacak malzemeleri bulmaya çalışırım. Bu kısım genelde sezgisel ilerler. Bazı malzemelere dokusu, bazılarına da rengi nedeniyle daha çok çekilirim. Sezgilerimle bunları başlamadan önce seçer ve sonradan dikmek üzere sıraya koyarım.


4. Nakış yaparken zaman senin için nasıl akıyor? O anlarda nasıl bir ruh halindesin?
Benim için iki farklı nakış yapma hali var. Birincisi, geleneksel nakış tekniklerini kullandığım halim. Bu süreçte daha transandantal bir zihin yapısına giriyorum. Aynı hareketi tekrar ederken zihnimin boşaldığını ve aklıma hiçbir şey gelmediğini fark ediyorum. O an tek düşündüğüm şey, o düğümü en güzel şekilde kumaşa oturtmak oluyor.
Minyatür hayvan portreleri ise benim için biraz daha stresli geçiyor. Onları yaparken kendimi ameliyata girmiş bir cerrah gibi hissediyorum. Çok küçük bir alanda, dikişi atacağım doğru noktayı bulmaya çalışırken kendimi nefesimi tutmuş halde buluyorum.
5. İşlerinde sıkça gördüğümüz kediler, doğa unsurları ve yıldızlar hangi duygulardan doğuyor?
Öncelikle kedilerle başlayayım. Kediler çocukluğumdan beri bu hayatta en sevdiğim varlıklar oldu. Çocukken bir kedinin saldırısına uğramış, ağır bir kuduz ve tetanoz aşısı süreci geçirmiştim. Buna rağmen bu sevgiden hiç vazgeçmedim. Aşı olmaya giderken —ki o yaşta benim için çok korkutucu bir şeydi— yine de sokakta kedi sevmeye çalışıyordum. Kediler, insanların sevgisinin ve şefkatinin en kolay aktığı canlılar. Böylesine bir dünyada, bizimle aynı evreni paylaştıkları için her gün şükran duyuyorum; onlarsız bir hayat düşünemiyorum. Kedilere hem hayranlık duyuyor hem de onlardan çok şey öğrendiğimi hissediyorum. Hem asil, hem eğlenceli, hem de sevgi dolular. Sınırlarını çizmeyi ve korumayı bilen haşmetli varlıklar. Onların bu halleri bende taşan duygular yaratıyor ve bu duygular sayesinde karakterler üretmeye yöneliyorum.
Yıldızlar ise benim için uzayı, sonsuzluğu ve bilinmezliği sembolize ediyor. Yıldızlara baktığımda nerede yaşadığıma ve ne olduğuma dair farkındalığım artıyor. Buradan doğan varoluşsal soruların yarattığı o mistisizm halini ve gecenin yarattığı ilkel korkuyu, parıltılarıyla dönüştürüp aydınlatmalarını işlerime taşımayı seviyorum.



6. Bağımsız üretici olmanın en zor ve en dönüştürücü tarafı ne oldu?
Bağımsız üretici olmanın benim için en zor tarafı, işlerimi Instagram'da sergileyerek devam ettirmeye çalışırken değişen algoritmalara ayak uydurmaktı. Bu süreçte hem uyum sağlamaya çalıştım hem de bunun beni nasıl dönüştürdüğünü gözlemledim. İlk zamanlarda yalnızca fotoğraflar paylaşarak işlerimi insanlara ulaştırabiliyorken, zamanla algoritma benden daha fazlasını talep etmeye başladı. Üretim süreci benim için özel bir alanken, kamerayla ürettiğim her anı kaydetmek ve hangi anları kaydetmenin daha doğru olacağını düşünmek —ödüllendirici sonuçlar doğursa da— bir sanatçı olarak bu yeni düzene adapte olmak benim için zorlayıcı oldu.
7. Bugün el emeğiyle üretmeye yeni başlayan birine ne söylemek isterdin?
El emeği bence paha biçilmez bir şey. Kapitalist dünyada satış amacıyla kendine yer bulmaya çalışırken, değerinin çok altında görülen birçok işçilik olduğunu düşünüyorum. El emeğini değerinin altında satmanın zamanla yorucu bir faktöre dönüşebileceğinin farkında olmaları, onlar için daha iyi olacaktır.


8. Sosyal medyayı bir vitrin olarak mı görüyorsun yoksa bir topluluk alanı olarak mı?
Sosyal medya, nakışlarımı tahmin edemeyeceğim kadar uzak coğrafyalara ulaştıran güçlü bir araç oldu. Dünya çapında hem tekstil sanatçıları hem de diğer alanlardan üretici ve sanatçılarla bağlantı halinde olmak benim için gerçekten motive edici. İşlerimi takip eden insanların; tekstil sanatını, doğayı ve hayvanları seven kişilerden oluştuğunu görüyorum. Böyle bir toplulukla işlerimi paylaşmak ve onlarla etkileşimde olmak benim için mutluluk verici.



Bir yorum bırak