One Square Meter'ın Kurucuları Zeynep Özar Berksu & Çağrı Berksu ile Keyifli Bir Söyleşi
One Square Meter; Zeynep ve Çağrı tarafından kurulan bir tasarım evi. Yavaş moda hareketine yeni anlamlar kazandıran, doğayla barışık ve sürdürülebilirliği destekleyen malzemeler kullanmaya
özen gösteren bir tasarım evi. Kurumsal hayattaki işlerinden eve mutsuz dönen çiftin doğadan ilhamla kendi markaları kurdukları hikayenin kahramanları Zeynep ve Çağrı'ya  One Square Meter'ı sorduk. Buyrun sohbete!
  • Sizin hikayeniz One Square Meter markasıyla nasıl buluştu? Neden One Square Meter?

İstanbulda çatı katında ufak bir evimiz ve evimizin ortasında büyükçe bir masa vardı. Her gün ajans dönüşü kendimizi çok da iyi hissetmediğimizden, bu şekilde çalışmanın bizi ne kadar yıprattığından bahsediyorduk bu masaya karşılıklı oturup. Hayatımızı güzel ve gerçek bir şeyler yaparak yaşamak ve geçirmek istiyorduk. Biraz düşündük, kağıtlara karaladık, internetten araştırma yaptık ve yine o masaya karşılıklı oturup üretmeye başladık. Denedik, yanıldık; bir metrekarelik yerde ağaç baskı yaptık, dikiş diktik… Ürettikçe şekillendik ve yolumuzu bulduk. İsim de kendiliğinden geldi; sürecin oluşumuna ve gelişimine zemin olan o bir metrekarelik yaşam alanı, kendi adını koydu. Bir metrekare fikri bizim için hala anlamını koruyor; kendi sınırlarını çizmiş bir yaratım ve üretim alanı ve bu alanda ortaya çıkan yalın, kullanışlı ve yaşamsal şeyler.

  • İstanbul'da yaşarken yaşadığınız şehri değiştirdiniz. Daha sakin bir yaşama kendinizi, markanızı ve üretiminizi taşımak nasıl etkilere gebe oldu, bahsedebilir misiniz?

İstanbuldan taşınalı 4 sene oldu. Çok sık olmasa da gidip geliyoruz, -duk en azından pandemiye kadar; o hızı halen unutmuş değiliz, hatta zaman zaman özlüyoruz da diyebiliriz. Yine de zeytinliklerin içinde uyanmak, bahçe içinde bir atölyede çalışmak, şehir stresi denen o karamsarlıktan uzaklaşmış olmak bize dingin ve aydınlık bir düşünme ve çalışma alanı yarattı. Zamanı daha iyi planlayabiliyoruz, yazın 2 saatliğine de olsa denize girmeye kaçabiliyoruz ve daha verimli çalışabiliyoruz.

  • Slow fashion (yavaş moda), Temiz Moda Hareketi nedir? Markanıza bu felsefeyi nasıl ve neden yansıttınız?

Slow fashion, ilkesel olarak aslında olması gereken hazır giyim üretim/tüketim modelini sunuyor. Moda endüstrisi hız anlamında rayından çıktığı için ahlaki, insani ve çevresel tüm değerler sanki yoklarmış ve hiç olmamışlar gibi bir hafıza yitimi var; ancak aslında böyle değildi. Bir şeylere yetişmek ne zaman ki zor oldu, işte o zaman ipleri elimizden kaçırdık. Ta ki 2013 senesinde Bangladeş’te yaşanan ve bini aşkın can kaybının yaşandığı Rana Plaza yıkımı ile silkelenene ve farkındalık kazanana kadar. Yolumuza güzel bir şeyler yapmak için çıktığımız ve bu güzelliği yavaşlamakta bulduğumuz için slow fashionilkesel olarak bizim değerlerimizle örtüştü. Temel ve evrensel bir tasarım anlayışı benimsemek, ihtiyaç kadar -bizim özelimizde sipariş üzerine- üretmek, kullanılan malzemeleri çevreye duyarlı üreticilerden temin etmek, adil ve hakkaniyetli fiyat politikası benimsemek… gibi.

Çok kaliteli kumaşlardan iyi bir işçilikle ve doğaya saygı duyarak üretilmiş güzel bir kıyafetin ulaşılabilir bir fiyatla senelerce giyilmesi, sahip olduğumuz anlayışın özeti diyebiliriz.

  • One Square Meter’ın ürün gamından bahsedebilir misiniz?

Biz iyi bir ürüne inanıyoruz. İyi bir tekstil ürünü bizim için tasarım çerçevesinde zamana meydan okuyabilmeli. Günün moda anlayışını ve dayatmalarını görmezden gelerek ürünlerimizi zamansız ve evrensel bir perspektifte tasarlıyoruz. Kaliteli malzeme ve işçilikle üretilmiş bir ürünün yıllarca sizinle birlikte yaşamasını istiyoruz. Şu an koleksiyonda gardırobunuzun temel parçaları olabilecek pardösü ve ceket gibi dış giyim, gömlek ve bluz gibi üst giyim, farklı stillere hitap edecek etek ve pantolon gibi alt giyim parçaları ile elbiseler var.

  • Hangi malzemeleri tercih ediyorsunuz? // Kumaşları seçerken neye dikkat ediyorsunuz?

Kumaş tedarikçilerimizi ve ortaklarımızı özenle seçiyoruz. Denizli, Buldanda lokal olarak üretilmiş ham ketenleri; sürdürülebilir ve inovatif üretim yapan, geri dönüşüm konusunda aktif olarak çalışan, üretimde minimum su tüketen, özenli ve kaliteli kumaşlar dokuyan YÜNSAnın kumaşlarını ve ÇALIK’ın denimlerini kullanıyoruz. Her ikisi de AR-GElerini tamamen sürdürülebilirlik üzerine kurgulayan, çok kaliteli kumaş üreticisi firmalar. Müşterilerimizi bu güvenceyi vermek de bizim için son derece önemli. Seçkimizi onların stoklarındaki doğal elyaflı kumaşlar arasından yapıyoruz.

  • Üretim sürecinizden kısaca bahsedebilir misiniz?

Bir yavaş moda atölyesi olduğumuz için her şeyi atölye içerisinde çözüyoruz. Uzun süren tasarım macerası elbette eskizler ve karalamalarla başlıyor. Koleksiyona eklenecek parçaları elbise-bluz—pantolon-etek gibi aileler şeklinde kurgulayıp diğer ailelerle uyumlu olacak şekilde one square meter çizgisinde tasarlıyoruz. Tasarım aşamasında ürünün gündelik yaşamdaki yerini, kumaşını ve kimin giyeceğini düşünüyoruz. Koleksiyona katılacak tüm aileler yerlerini bulduğunda teknik çizim, ardından da kalıp çalışmaları başlıyor. Kalıplarımızı 34-46 beden aralığında çalışıyoruz. Ardından fotoğraf çekimi için her üründen birer adet üretiyoruz. Atölyemizin showroomunu kaldırıp bir haftalığına içerisini fotoğraf stüdyosuna çeviriyoruz. Fotoğraflar seçilip düzenleniyor ve ardından internet sitemizdeki yerlerini buluyor. Her ürün sayfasına ürünün hikayesini, özelliklerini ve beden tablosunu ekliyoruz. İnternet sitemize sipariş düştüğünde hangi ürünün hangi bedeni ise kumaşını seriyoruz, parçalarını tek tek kesiyoruz, dikiyoruz, paketliyoruz ve yeni yolculuğuna uğurluyoruz.

  • İş bölümünüzü nasıl oluşturuyorsunuz, çift olarak çalışmanın zorlukları var mı?

Birbirimizi tanıyoruz ve anlıyoruz; ortaklaştığımız noktada fikri One Square Meter için yorumluyoruz. One Square Meter ikimizin markasıysa da ikimizin üzerinde, karşısında ve yanında bir üçüncü karakter aslında. Kendine ait bir dili, görünümü, hissi ve ruhu var. Kafa kafaya verip bunun üzerine yoğunlaşıyoruz. İkimiz de ajans çıkışlıyız; ben metin yazarlığı yapıyordum, Çağrı da art direktörlük. Aslında bu bile fikir verebilir tasarım aşamasındaki iş bölümümüze dair. Ben silüetleri ve o silüetlerin hikayelerini yazıyorum, Çağrı da aklımdaki ve karalamalarımdaki kadınları formlara ve kalıplara dönüştürüyor. Benzer iş bölümü internet sitesi kurgusu ve sosyal medya için de geçerli; işin metinsel kısmı bende, görsel kısmı Çağrı’da. Çekimler için de modelliği ben yapıyorum, fotoğrafçılığı Çağrı. Üretim tarafında da seneler içinde geliştirdiğimiz karşılıklı bir çalışma sistemi var; iğneleme-ütü-dikiş-paketleme arasında gidip gelen ve sürekli birbirimizle paslaştığımız bir oyun oynuyoruz.

  • Marka kurarken kaygılarınız nelerdi? En zorlandığınız nokta neresi oldu ve bunu nasıl çözdünüz?

İkimizin de reklam ajansı geçmişi olduğu için marka kurgulama konusunda oldukça şanslıyız. One Square Meter’ın kurumsal kimliğinden koleksiyonun tasarım diline, fotoğraflamadan üretime tüm sorumluluk ikimizin üzerinde olduğu için içeride her şey tutarlı ve olmasını arzu ettiğimiz dilde. Ancak bunun büyük bir iş yükü olduğunu da kabul etmek lazım. Bizim için süreç hep organik gelişti ve One Square Meter bir sermaye olmadan kendini büyüttü, ancak bu iki tasarımcı tarafından oluşturulan bir marka olduğu için işletme ve pazarlama bizim için öğrenmemiz gereken konular.

  • Sürdürülebilir bir marka ne demek ve hangi özelliklerden geçiyor? Özellikle sürdürülebilirlik son dönemde ne yazık ki popüler bir satış stratejisine dönüştü. Bu konu hakkında fikirleriniz neler?

Son yıllarda artarak oluşan çevre bilinci ve sürdürülebilir üretimin bilinirliği hızlı moda markalarını bu harekete katılmaya zorladı. Birçok tekstil devi global şirket kendilerine sürdürülebilir üretim yapan markalar kurdu. Elbette bu sevindirici bir haber; fakat yeterli değil. Sürdürülebilir üretimleri total üretimlerinin çok minik bir parçasıyken, sahip oldukları reklam bütçeleri ile çok büyük adımlar atmışlar gibi bir algı yaratılıyor. Bu biraz da belgesel programlarında sürekli aslan gergedan gibi bir avuç kalmış egzotik hayvanı görüp dünyamızdaki ekolojik çeşitliliği fazla zannetmemiz gibi. Eğer gerçekçi, ayakları üzerine basan bir sürdürülebilir moda sistemi düşünüyorsak üretim sisteminin yanında sürdürülebilirliği bir ekonomik model olarak da ele almalıyız. Bu sistemle kendini var etmiş şirketlerin kanatları altında işleyen sürdürülebilir moda markaları maalesef çok da tutarlı değil.

Yavaş moda, esasında tekstil endüstrisinin ideal evreni yani olması gereken. Ancak bu bir moda veya akım olarak lanse edildiğinde gelip geçici olduğu izlenimi uyanıyor ki bu tüketici güveni açısından pek de rahatlatıcı olmasa gerek.

  • Sürdürülebilir modaya ayak uydurma noktasında Türkiye sizce hangi noktada?

One Square Meter iyiyi, güzeli ve doğruyu yaratma yolunda çok çaba gösterdiğimiz kıymetli bir hikaye ikimiz için. Elbette bir ışık gördüğümüz için daha çok motive oluyor ve doğru yolda ilerlediğimize inanıyoruz. Yolun başından itibaren dünyaya kendine verdiği kadar önem veren birçok özel insanla karşılaştık. İnsanlık için yeni bir aydınlanma çağının başlayacağını, varolmaya devam edebilmek için doğa ile barışması gerektiğinin bilincinde olan bir neslin yerini alacağını biliyoruz. Bu hareketin içinde yer almaktan ve bayrağı taşıyan markalardan biri olmaktan gurur duyuyoruz.

 

  • Koleksiyonlara hayat veren hikayeler neler?

Günlük hayatın içinde geçen hikayeler bunlar. Giyen kişinin programında o gün ne var(dır); sabah kalkacak ve işe gidecek, örneğin. Belki o gün bir toplantısı var ve iş çıkışı arkadaşlarıyla buluşacak. Veya tüm gün kampüste tez öğrencilerini dinleyecek, ardından çıkıp bir şeyler içecek. Hafta sonu sergiye gidecek veya tüm gününü evde geçirecek. Yazın uzun tatilini bayramı birleştirip yapacak; ama hafta sonları da yakın bir yerlere kaçacak. Biz bu kadın(lar)ı düşünüyoruz; bu kadınlar dünyanın neresinde olursa olsun önce, esasında, kendilerini iyi hissetmek istiyorlar. İyi yani güzel, yalın, rahat, şık, konforlu. Bu kadınlar, yaşamdan anlar aslında; biz bu anları düşünerek, o anı en iyi hissettirecek ve yansıtacak silüetleri canlandırıyoruz zihnimizde. Sonra konuşarak ve çizerek, üzerinden geçerek ve yeniden oluşturarak formu kurguluyoruz. Yeni koleksiyon çıkmasına yakın evin ve atölyenin her yanında, ufak kağıtlara çizilmiş cepler, paçalar, elbiseler görebilirsiniz; araya saklanmış olanlara aylar sonra rastlamak baya eğlenceli oluyor. Formu kumaşıyla düşünüyoruz tabi; hatta bazen kumaş bize üzerinde en iyi duracağı formu da söylüyor.

  • Friday Facts hareketi nasıl ortaya çıktı? Bu oluşturduğunuz içeriklerle neyi amaçlıyorsunuz?

5. yıl koleksiyonumuzla birlikte bu sürdürülebilirlik mevzusunun üzerine farklı bir şekilde eğilmek istedik. Friday Facts’i bir proje olarak yapılacaklar listesine eklediysek de koleksiyonun çıkışının hemen ardından başlayan pandemi belirsizliği bize bunu unutturdu. Ancak sürecin toplumları altüst ediş şekli o denli hızlı oldu ki buradan yeni bir başlangıcın tohumlarını atabileceğimizi fark ettik ve projeyi hayata geçirdik.

Friday Facts ile amacımız moda endüstrisinin sorunlarını didiklemek ve değişim için neler yapılabileceğinin alternatiflerini sunmak. Dünyaya bakış açımızın değiştiği bu süreçten dönüşerek çıkmak istiyorsak bazı gerçekleri ve bunlara nasıl cevap vermemiz gerektiğini bilmemizde fayda olduğunu düşünüyoruz. Hızlı modanın insani, çevresel ve ahlaki tahrip gücüne karşı lokal üretimin sunduğu zamanla ve mekanla iç içe geçmiş gerçeklik, hem insanı hem doğayı hem de kıyafeti kucaklayan bir yaklaşım. Bunu sahipleniyoruz ve derdimizi daha yüksek sesle anlatmak istiyoruz. Artık tek başımıza da değiliz; Sinem Çelik’in kurucusu olduğu bluprojects ile güçlerimizi birleştirdik ve her cuma günü bu dünya hakkında bir söz söylüyoruz. Merak edenler Instagram hesabımızdaki ‘story highlights’ kısmından veya internet sitemizdeki BLOG sekmesinden takip edebilirler.

  • Pandemi döneminde tüketime karşı büyük bir bilinçlenme oluştu diye düşünüyoruz. Hızlı modaya karşı tüketim alışkanlıkları sizce değişime uğradı mı?

Küresel ısınma ve çevre kirliliği son yılların gündeminin en önemli konusuyken, şu an alışkanlıklarımızı altüst eden, belirsizliklerle yoğrulmuş bir pandemi dönemi yaşıyoruz. Değişim söz konusu olduğunda ise dünyayı en çok kirleten ve üretim/dağıtım zincirini dünyanın dört bir yanına dağıtan endüstriler arasında yer alan moda endüstrisinin daha fazla konuşuluyor olması şaşırtıcı değil.

Elbette giyinmek büyük bir ihtiyaç. Ama artık sorgulamaya başlamamızın tam zamanı. Pandeminin bunda bir etkisi oldu, evet; bir tetikleyici görevi gördüğü kesin. Bu kıyafeti almaya ihtiyacım var mı, bu kıyafet hangi koşullarda üretildi ve buraya ulaştırıldı gibi temel soruların sorulmaya başlanması oldukça kıymetli. 

  • Sürdürülebilir ve Yavaş Moda neden daha pahalı?

Hızlı moda markaları neden ucuz? Esas çarpıklık bu sorunun cevabında yatıyor aslında; herkesin bildiği ama kimsenin dile getirmediği, içinde insani ve çevresel tahribat barındıran o çarpıklıklar zinciri… Çünkü bir ürün ne kadar ucuzsa ya malzemesi kalitesizdir ya onu üreten kişi emeğinin karşılığını alamıyordur ya çok kötü koşullarda üretiliyordur ya da gerekenden yüksek adette üretilmiştir. Yavaş moda ilkeleri ile üretilen ürünler iyi kalitede, insani çalışma şartları içinde, doğayla barışık koşullarda ve limitli olarak üretilir. Tüm bu ilkeler ürünü daha dayanıklı ve uzun ömürlü kılarken çevreyi korur ve kullanan kişiye kendini ahlaki olarak iyi hissettirir. Fiyatlar da tüketiciler için ulaşılabilir ve üreticiler için sürdürülebilir seviyede tutulmalıdır.

  • Kaygılar ve ekonomik belirsizlik noktasında motivasyonunuz neydi? Markanız bu süreçten nasıl etkilendi?

Pandemi, 5. yıl koleksiyonumuzu çıkarmamızın üzerinden kısa bir süre geçtikten sonra ciddi bir boyuta ulaştı. Bir şeylerin ters gittiğinin anlaşıldığı ve herkesin ‘şimdi ne olacak?’ diye sorduğu ilk bir 3-4 gün vardı ya, “Bu gerçek mi?” diyorduk hani, o dönemde biz de aynı soruları sorduk kendimize. Bir cevap alamayınca bu endişemizi Instagram’dan paylaşmaya karar verdik; o kadar güzel ve sıcak geri dönüşler aldık ki, o günden beri de üretmeye hiç ara vermedik açıkçası. Üretim sürecimiz de şeffaf olduğu için, tam da bu sorgulama döneminde, güven verdik insanlara. Aldıkları kıyafetlerin sağlıklı bir ortamda üretilip herhangi bir aracı ile temas etmeden kendilerine ulaştırıldığını bilmek onlara da iyi hissettirdi diye düşünüyoruz.

  • FALL EDITIONda bizleri neler bekliyor? Atölyedeki fikirlerin kıvılcım anı nasıl gerçekleşiyor?

5. yıl koleksiyonumuzu olduğumuz yerde ayaklarımızı sağlam basmaya, biraz daha derine inmeye ve köklenmeye adamıştık. Güzel yaşamak ve hayata tutunmak adına gerçekleştirdiğimiz eylemlerin ve edindiğimiz değerlerin bir bütünü olan one square meter’ı sağlıklı bir şekilde büyütmek için her şeyi elden geçirdiğimiz bir yıl oldu bu. Kıyafetlerin kendi zamanlarını bulmalarını ve zamanla evrilmelerini izledikten sonra tüm kalıp ailelerini ve kumaşları masaya yatırıp onların kimliklerini güçlendirmek üzerine çalıştık. Ufak dokunuşlar. Majör değişiklikler. Çizeceğimiz rotayı belirlemek adına bu aşama bizim için oldukça önemliydi. Sıcak hava edisyonunun siparişlerini üretirken soğuk hava edisyonu veya bir sonraki sene için konuştuğumuz zamanlarda kenara notlar almamızı ve o notları hayata geçirmemizi kolaylaştırdı.

Biz edisyonları ve koleksiyonları birbirlerinin içine geçecek, birbirlerini besleyecek şekilde kurguluyoruz; hiçbir zaman sil baştan olmuyor. Kalıplarda gerekiyorsa ufak değişiklikler yapıyoruz, kumaşları hava şartlarına göre güncelliyoruz. Mevcut kalıp ailelerine bir de yeni aile tasarlıyoruz. FALL EDITION’da yeni iki ailemiz var; birisi üç farklı parçadan, diğeri tek bir parçadan oluşuyor. Kurguladığımız tek geniş ailenin çıkış noktası, henüz one square meter adı dahi aklımıza düşmemişken üzerinde konuştuğumuz bir gömlek oldu. Başından beri arzuladığımız bir silüeti hayata geçirecek teknik deneyimi edinmiş olmak bizim için oldukça yükselticiydi. DEN, geçmişimizden ve hayalimizden doğdu. O gömlek, o ceketve o pantolonile aileyi doğurdu. Çok tanıdık ama farklı, özgür, rahat ve güçlü. ne yöne gideceğini sadece kendisi bilen. PODun çıkışı da bu akış üzerinde bir yerde oldu. Koleksiyonun tamamını kapsayacak, onların önüne geçmeden üzerlerini örtecek bir parça istedik. Oyuncaksız, farklı kalınlıklarla her türlü hava koşuluna adapte olabilecek, kolay ve her şeyin üzerine giyilebilecek bir pardösü.

  • Sizce bilinçli tüketimi artırmak için atılması gereken ama atılmayan adımlar neler? Bu farkındalık çemberine katılmamız ve genişletmemiz için bizlere hangi sorumluluklar düşüyor?

Tepeden inme bir iyileştirme planı beklemek biraz hayal. Hızlı moda anlayışı ile üretim yapan şirketler, yaptıkları tahribatı üçüncü dünya ülkelerine taşımış durumdalar. Kendi bahçelerini temiz bırakıp, çöplerini komşu bahçeye döküyorlar. Ellerindeki engin sermaye yüzünden gelişmekte olan ülkeler üretim yapmak için sıraya giriyor. Ancak hepimiz aynı yerküre üzerinde yaşıyoruz.

Metabolizmamıza aldığımız besinleri yavaş yemekakımı sayesinde uzun süredir sorgular durumdayız; paketlenmiş ürünlerin içindekileri okurken alışveriş sepetine neyi atıp neyi atmamamız gerektiği konusunda artık daha keskin kararlarımız var. Ancak söz konusu moda olduğunda ve hızlı modaile geç kalma korkusubirbirini sürekli tetiklediğinde tüketiciler anlık kararlar alıyorlar. Kıyafet alışverişi refleksleri ne yazık ki beslenme kadar hücrelerimize işlemedi henüz. Oysa ki sırf trendve indirimde olduğu için aldığınız ve iki yıkamadan sonra formunu kaybedeceğini bildiğiniz bir tişörtü üretmek için tonlarca su harcanıyor, atmosfere sera gazı salınıyor ve dünyanın ücra bir köşesinde ismini hiçbir zaman bilmeyeceğiniz bir kişi saati 5 cente çalışmak zorunda kalıyor.

İlk adım hızlı moda markalarının oluşturdukları trend tuzağına düşüp yeni çıkan ürünü gözü kapalı almamak. Yıllarca kullanabileceğiniz kalitedeki ürünleri tercih etmek. Çok fazla parçadan değil, akıllıca oluşturulmuş bir gardıroba sahip olmak. Lokal, kaliteli ve sürdürülebilir üretim yapan markaları tercih etmek. Hızlı moda devlerinin aksine bu küçük markalar sermayesiz ya da çok küçük bir sermaye ile işe başladıklarından sadece organik olarak büyüyebilirler. Tüketicinin vereceği destek bu atölyelerin hayatta kalması için çok önemli.

  • Bu yaz kendiniz için yaptığınız en güzel şey nedir?

Çok şık bir fotoğraf makinasına yatırım yapmış olmak.

  • Atölyede çalışırken dinlediğiniz favori 3 şarkı?

Şu sıralar;

The Comet is Coming - Summon The Fire

Arctic Monkeys - Mardy Bum

Tony Allen, Damon Albarn - Go Back

Çalışırken repeat’e aldığımız şarkıları paylaştığımız bir ‘story highlight’ da var Instagram hesabımızda.

 


Eski Yazı

1 yorum

  1. Adalet Sak

    Sevgili gencler sizleri yürekten tebrik ediyorum ve basarilarinizin devamini diliyorum

Bir yorum bırak

Lütfen not edin, yorumlar kontrol edildikten sonra yayınlanmaktadır.