İzole Her Güne Yeni Bir Obje - Lindy Ceramics'in Covid-19 Serisi #covid19series

Pınar Aslanbay, Lindy Ceramics markası ile el üretimi seramik objeler tasarlıyor. Covid-19 döneminde evde kalırken üretim yapmaya devam etti. İzole her güne yeni bir obje tasarladı. Sosyal medya hesabı üzerinden her yeni günü merakla hevesle takip etmek bize çok keyif verdi. Üretmenin duygusuna, hislerin objeye dönüşmesine şahit olmak gerçekten harika bir histi. Pınar 51 obje ile seriyi tamamlama kararı aldı. Hikayesini Local Makers aracılığıyla da paylaşma teklifimizi kabul etti ve meraklısı için süreci, 51 objenin hikayesini anlatan bir yazı hazırladı.

Buyrun ilham dolu hikayeyi Pınar Aslanbay'dan dinleyelim!

 

Aslında farkettim ki ben onlara kendi hikayemi, çocukluğumu, sevdiğim şeyleri seramiklerle anlatmaya başlamıştım. Onlar da benim hikayemi dinlemeyi sevmişlerdi...

19 Mart 2020, evde izole 3. günümdü. Lindyhop’tan arkadaş grubumla mesajlaşıyorduk; evde nasıl vakit geçecek derken Fırat, “Bir covid serisi mi yapsan” diye bir mesaj atıverdi. Aklıma ilk gelen, evdeki her izole günüm için yepyeni bir obje yapmak oldu. Ruhen ve bedenen bu zorlu dönemi üreterek geçirecektim. 

Evdeki 4. günümde 4 numaralı Lindy ile bu serüvene başladım. Her akşam yeni bir obje tasarlıyor, ertesi gün fotoğraflarını çekiyor, instagram’dan story olarak paylaşıyordum. 

 “El Üretimi”, tasarımcısının DNA’sının uzantısı gibidir; ondan ve duygularından beslenir, şekillenir ve ortaya tüm bu hisleri yansıtan bir obje çıkar. Bu seriyi yaparken de biriktirdiklerimden o kadar çok beslendiğimi hissettim ki… Ucunu açık bırakmak yerine hikayesini de yazmak istedim. 

Aslında farkettim ki ben onlara kendi hikayemi, çocukluğumu, sevdiğim şeyleri seramiklerle anlatmaya başlamıştım. Onlar da benim hikayemi dinlemeyi sevmişler ve karşılık vermeye, mesajlar göndermeye, onlara neler çağrıştırdığını anlatmaya başlamışlardı ve hikaye karşılıklı bir iletişime dönüşmüştü. Bunu farkettiğim an motivasyonum bambaşka bir noktaya ulaştı ve nefes almadan üretmeye devam ettim. 

Ortaya 51 obje çıktı. 32 KG çamur, 2265 kare fotoğraf, her gün en az 3 saatten toplam 153 saat, yani 17 mesai günü, projenin kısa bir özeti diyebilirim. Birçok duygu yaşadım, paylaştım, harika mesajlar aldım, yeni formlar ve dokular denedim. 54 numarayı fotoğraflarken inanılmaz hüzünlendim, her birisi benden bir parça gibi hissediyordum. Çok özel bir dönem oldu diyebilirim… 

4 ve 11 numara arası biraz ısınma turu gibiydi, 11 numara itibariyle size bu hikayeyi anlatacağım.  Başlamadan önce fotoğraflardaki tüm objelerin ham halde olduğunu, henüz renklenmediğini ve fırınlanmadığını hatırlatmak isterim. 

11 Numara 

Instagram canlı yayınlarının başladığı, hepimizin online yoga, dans, spor yaptığı ilk günlerdi… Metropolitan Sanat Müzesi de Covid-19 nedeniyle kütüphanesini genel kullanıma açtığını duyurmuştu. Müzenin ne kadar seramikle ilgili kitabı varsa hemen indirdim. Kore seramikleri kitabına bakarken gözüm 15.yy’dan kalma bir kaseye ve kasenin iki yanındaki kulp kullanımına takıldı. Çok hoşuma gitmişti ve kendi tarzımda bir deneme yapmak istedim ve o gün ilk güzel tepkiler gelmeye başladı. 27 Mart.

12 Numara

Ertesi güne mumluk ile başladım. Sade bir formu vardı ve biraz hareket istiyordu. Pek kullandığım bir eklenti olmasa da güzel bir kulp bunu sağlayabilir diye düşündüm. Uzun ince sucuklar açtım. Onları doladım, evirdim çevirdim derken sağ taraf tamamlandı ve rafa koydum. Gidip gelirken gözüm takılmaya başladı. Henüz bitmedim ben diye sesleniyordu resmen, bir eksiği vardı. Masada kalan parçalardan bir kulp daha yapıp sol tarafa eklediğim anda artık hazırdı. 12 numara bana kulp kullanımını tekniğime eklemem gerektiğini öğretti. 28 Mart.

13 Numara

 Bir kase kalıbını tersten kullanarak bir sürahiye çevirdim. Form olarak yine mumluk gibi çok sade kaldı. Neden yine bir kulp ile hareketlendirmeye devam etmiyorum dedim. Bu sefer yuvarlak yerine köşeli olmalıydı; çünkü sürahinin ana formu yuvarlaktı ve bu zıtlık birbirini dengeleyecekti. Bir yandan da iki yanda aynı tip kulp yerine birbirlerinin devamıymış gibi bir hissiyat vermelerini istedim. Kulp kullanımı ilerliyordu.  29 Mart.

14 Numara

İki bardak kalıbını birleştirip çok sevdiğim gaga şeklinde bir ağız ve gövdesine de doku ekledim. Çiçeklerimi taşıyan bir kuş oldu kendisi… 30 Mart.

15 Numara

Kuruyemiş severlerden olarak ayaklı küçük kaseler yapma fikri ile atölyeye girdim. Kaseyi tam ayağın üzerine monte ederken bu haliyle çok sıkıcı görünmesi beni durdurdu. Hafif bir eğim verdim. Sonra hareket katmak için yine bir kulp eklemek istedim ve çeşitli şekiller oluşturmaya başladım. Bu şekiller bana ard arda çağrışımlar yapmaya başladı. Birisi gramofonun kurma sapını, diğeri de eski telefonların ahize kablosunu andırdı. Her ikisi de çok sevdiğim oyuncaklı vintage nesnelerdi. O nedenle isimlerini Mr. Gramophone ve Mr. Graham Bell koydum. Yaparken çok eğlendim, bir kaseden ziyade kendi kişilikleri olan iki objeye dönüşmüşlerdi. Gelen güzel yorumlardan da bu hissi yansıtabildiğimi hissettim.  31 Mart.



16 Numara

Koni ve üçgen formlara çok büyük bir sempatim var. Gaga ağızları çok seviyorum; doku ise üzerinde oynamayı en sevdiğim şey. Bunların hepsini bu demlikte bir araya getirdim. Eskiden kulp yapmayı hiç sevmez, en basit şekilde geçiştirirdim fakat kulbun ne kadar karakter kattığını farkedince daha özel bir sap yapmaya karar verdim. Böyle bir demlik ortaya çıkıverdi. 1 Nisan.

17 Numara

Evde yalnız 17. günümdü. Kalabalık ve bol sohbetli sofraları çok özlemiştim. Masanın tam merkezine yerleştirmelik, ev sahibinin gururla sergilediği o günün en favori yemeği ya da mezesi vardır ya, işte onun için büyük bir kase hazırladım. 2 Nisan.

18 Numara

Japon seramiklerinin sade ve yalın formlarına bayılıyorum. Demliklerine ise ayrı bir hayranlığım var, buradan ilham olarak çalışmaya başladım. En komik şey ise sapını ters tarafa monte ettiğimi ertesi gün fotoğrafını çektikten sonra farketmem oldu. Solağım ve hiç düşünmeden sapın montajını kendime göre yapmıştım. Bir solakla yolumuz 18 numarada kesişecekti. 3 Nisan.

19 Numara

Kireçburnu sahilinde çok fazla vakit geçiriyorum. Yürüyüş yaptığım saatlerde genelde ağ toplayan balıkçı teknelerinin hararetli çalışmaları oluyor. Güvertede hızlı hızlı gidip gelen siluetler; ağların denizin ışıltılı yüzeyinden tekneye çekilmesi, bunları saatlerce izleyebilirim.  Sonra bir baktım ki kendi balıkçı teknemi yapmışım. 4 Nisan.



20 Numara

Birbirinin devamı gibi gözüken kulp oyunlarına devam ettim. 5 Nisan.

21 Numara

Çok sevdiğim uzaklardaki bir arkadaşım, Sinem’den mesaj geldi. Benden kendisi ve eşi için birer fincan istiyordu. Biliyordum ki bunu kendisi için değil; benim için istiyordu, üretmeye devam etmem için. İlk sorum kahveyi nasıl, ne sıklıkta ve ne miktarda içtikleri oldu. Kişiye özel bir tasarımda önce ihtiyacı ve kullanım şeklini öğrenerek başlamak gerekir. Hatırı sayılı miktarda kahve içmeden güne başlayamayanlardandı, eşi ise az ve tadımlık içmeyi seviyordu. 

21 numara aslında 11 numara ile benzer bir çizgide geldi. Çok zarif bir fincan oldu ve bu zariflik benim canım arkadaşım ile öyle örtüşüyordu ki… Bunu ona hitaben yaptım ama istediği sabahları bol bol içeceği fincan henüz hayat bulmamıştı. 6 Nisan.


22 Numara

Melek Vazo’nun çıkışı 24 numara ile paralel olduğu için hikayesi 2 numara sonra... 7 Nisan.  

23 Numara

Sinem ile telepatik bir iletişimimiz vardır. Onu düşünürüm ve o gün bir bakarım ki ondan bir mesaj gelmiş. İstediği fincan da aynen öyle kendiliğinden çıkıp geldi. Sabahları bol bol doldurabilsin diye boyunu yüksek tuttum. Kulp ile de bir kişilik katmak istedim. Fincanın altı yuvarlaktı; o nedenle köşeli bir kulp bu enerjiyi dengeleyecekti; aynı yoga ve meditasyonla dengesini yakalamak için emin adımlarla ilerleyen arkadaşım gibi. 8 Nisan.  

24 Numara

Nott markasının tasarımcısı, sevgili arkadaşım Ezgi… Kargı dallarına örülmüş ipek bir dokumayı mis kokulu limonlarla birlikte Datça’dan sürpriz bir şekilde kargoladı. Kaç gündür evdesiniz ve böyle harika bir koli kapınıza geliyor, hislerimi tahmin edin. Hadi bu kargıya bir vazo isterim, dedi. Bu tam aradığım şeydi, çünkü evde yalnız olmama rağmen kolektif bir şey üretmek inanılmaz keyifli olacaktı. Kargının bana hissettirdiği haylaz ve macera sever bir ruhu olduğuydu. Onun için bir vazo tasarlamak gerçekten zaman aldı; çünkü çok uzun olduğundan her model iyi durmuyordu. 

Melek Vazo’yu da onu düşünerek tasarlamıştım. Haylaz ruhunu dengeleyecek sakin ve dingin, dişil bir vazo ama hiç uyuşmadılar. Sanırım kargı haylazlığa devam etmek istiyordu:) Bu zıpçıktı ruh bana ormanlarda her bir köşeden pıtır pıtır çıkan mantarları çağrıştırdı ve ona özel bir mantar türü yapmak istedim. Mantar Vazo çıkıp geliverdi. 9 Nisan.  

25 Numara

Kahvesini az ama zevkle içen uzaklardaki arkadaşım içindi. Az olduğu için daha hızlı içilecekti, o nedenle ağız kısmını biraz daha geniş kullanmayı ve sevdiğim koni şeklini takip ettim. Kibar minik bir kulp konduruverdim. 10 Nisan. 

26 Numara

Yağmur ile 2016’da Teşvikiye’de ilk kahvelerimizi içerek tanışmıştık. O günden itibaren de üreten iki insan olarak yollarımız defalarca kesişti… Yeni evinde kullanmak üzere benden bir kase istedi. Önce tabii ki ne amaçla ve nasıl kullanacağını sordum. Atölyede birçok kase kalıbım var ama bu klasik formlar Yağmur’un tarzı için çok klasik kalırdı. Sonra bu kase de aynı Sinem’de olduğu gibi kendiliğinden çıkıp geldi. Ana gövde içime sinmişti, biraz doku katmıştım ama son bir şey daha gerekiyordu. 11 numara’dan esinle kenarına küçük bir kulp iliştiriverdim ve o anda Yağmur’u sabahları bu kaseden yulaf ezmesini yerken hayal edebildim. 26 numara da tamamlanmıştı. 11 Nisan.

27 Numara

Evdeki bitkilerimin her yeni yaprağında, minik tomurcuğunda mutlu olanlardanım. Saksı seçimine sıra geldiğinde ise bence fonsiyonelliğin yanında bitkinin ruhuyla, şekliyle, rengiyle hatta evin genel havasıyla da  bütünleşebilmesi geliyor. Nihayetinde odanın en görünür yerinde bir aksesuar görevini de üstleniyor.  Neden biraz daha hareketli ve tarz sahibi bir saksı olmasın ki dedim. 12 Nisan.

28 Numara

Evdeki 28. günümde içtiğim kahvelerin sayısı da artmaya başlamıştı. Kendimi bitki çayına yönlendirmeye çalışsam da evdeki demliğim bu konuda beni pek motive edemiyordu. Son bir haftadır aklımda hep bir demlik yapma fikri dönüyordu. O gece birden parçalar birleşmeye başladı. Minik bir kase kalıbı aldım, bitki çayını bol içmeyi sevdiğim için yüksekliğini fazla tutarak ana gövdeyi oluşturdum. Sonra içerisine filtre eklemeye karar verdim. Buraya kadar ana gövde tamamlandı. Kişilik katacak olan ise kapak ve kulp olacaktı. Kulpta öncekilerden farklı bir form denedim, kapağın üzeri için ise bir sürü deneme yaptım fakat bu içi boş dikdörtgeni koyduğum anda işte oldu dedim. O gece 3 ya da 4 saatimi bu demlikle geçirdim. 

Bir şeyi sıfırdan yaparken onlarca deneme yapıyorsun. Oluyor olmuyor, başa geri dönüyorsun; çok inişli çıkış bir süreç aslında. O gün bittiğinde ise içimde inanılmaz bir his vardı, çok ama çok sevmiştim. Ertesi gün fotoğraflarını çektim ve paylaştığım anda mesajlar yağmaya başladı. İşte hikaye karşılıklı ilerlemeye devam ediyordu. Sanıyorum bu serinin en sevilen parçası olmuştu. 13 Nisan.

29 Numara

Yemek yediğiniz tabak, kase her ne ise sadece yemeği içinde tutan bir kap olmanın ötesine geçiyor. Bir bakıyorsun ki hep onu kullanmak istiyorsun, onda seni çeken bir şey oluyor. Bu kasenin gelişi de biraz öyle oldu. 14 Nisan.


30 Numara

Atölyede masanın üzerinde başka bir objeden kestiğim halka şeklinde bir parça kalmıştı. Bu tip kalan parçaları masa üstünde tutma alışkanlığım vardır; bende serbest çağrışım yaparlar. Bu mumluk hiç aklımda yoktu. Birden yap boz gibi birleştirmeye başladım. Önce ayak ekledim, sonra daireler kestim. Bunlar aklıma çocukken çok sevdiğim kurmalı oyuncakları çağrıştırdı. Onlarında da böyle çevirip kurduğun kulpları olurdu. Evde de hala bir tane duruyordu. İkisini birlikte fotoğraflayarak paylaştım ve yine güzel mesajlar telefonuma dolmaya başlamıştı. Çünkü çocukluğumuzda hepimizin sevdiği böyle bir oyuncağı olmuştu ve bu ortak duygu mumlukta hayat bulmuştu. 15 Nisan.

 

31 Numara

Farklı bir fikir ile yola çıkmıştım; ama işler hiç tahmin ettiğim gibi gitmedi. Bu aşamada yapılacak tek şey vardır, mola vermek. Baştan başlamam gerekiyordu. Aslında üstteki üçgen parçayı kesip atmıştım; sonra tekrar dahil etmeye karar verdim. Köşeli bir obje olduğu için yuvarlak formlardan uzak durdum. Kulp kısmına geldiğimizde ise üstteki bölüm bardak olarak da kullanılacağı için asimetrik; ama aynı zamanında birbirinin devamı olan bu iki parçayı bütünleyecek bir kulpta karar kıldım. Tabii bu noktaya gelene kadar kaç deneme yaptığımı bilmiyorum.

Teknik bir problem daha vardı. Bardak demliğin üzerinde dengede duramayabilirdi. Bir sürü alternatif ürettim ama hepsi tasarımı daha kalabalık hale getiriyordu. En iyisi ikisini bağlayacak minik bir kilit sistemi eklemekti.  İşte masa başında kendini akışa bırakmanın en güzel yanı bu, atölyeye girerken aklımda  olmayan bir obje 2-3 saat sonunda hayat bulmuştu. Çizip gelseydim belki daha kısa sürede “bir şey” ortaya çıkacaktı ama sürprizlere kapalı ve kontrollü bir üretimden başka bir şey olmayacaktı. 16 Nisan.

32 Numara

llhamım 1930 ve 40’lardan geldi. Jazz ve blues’un parladığı, orkestraların heyecanla çaldığı coşkulu dans geceleri ve lindyhop tabii ki… Trompete hem şekli hem sesi ile ayrı bir sempatim var; linyhop dans gecelerinde canlı bir orkestra varsa gözüm hep onda olurdu. Form olarak da mumluğa ne kadar uygun olduğunu düşünmüştüm. Bu fikir bir haftadır aklımdaydı ve nihayetinde çamura aktardım. En sevdiğim üçlü; dans, müzik ve çamur bir araya gelmişti. Bu seride benim için en özel parçalardan birisidir. Öyle severek yaptım ki akşam fotoğrafını paylaştığımda gelen yorumlardan bu hissiyatın ne kadar yansıdığını hissediverdim. Her bir parça senden bir iz taşıdığında mutlaka bu enerji karşı tarafa da geçiyordu. 17 Nisan.

33 Numara

Havanın çok ısındığı ve sokağa çıkma yasağı olduğu bir haftasonuydu. Tabii ki bu güzel güneşli hava bana dondurmayı çağrıştırdı. O dönemde ise herkes evde ekmek yapma peşindeydi. Benim aklım ise çok sevdiğim dondurmadaydı. Hadi sempatik bir 3’lü dondurma kabı yapayim dedim. Ayakları düz monte etmek hiç içimden gelmedi. O zaman züccaciyeciden alabileceğiniz bir form haline gelecekti. Hafif bir eğim verip uzaktan bakmaya başladım. O anda aklıma coğrafya dersinde gezegenleri işlediğimiz günler geldi. Bu fotoğrafı eminim hatırlayacaksınız. Güneş ortada, etrafında ise yörüngelerine eğik olarak yerleştirilmiş gezegenler var. İşte bunlar benim dondurma kaplarım olacaktı. Gezegenlerin büyüklüklerine göre de hemen isimlerini seçtim. Mr. Mercury, Mrs. Venus ve Mr. Pluto. 18 Nisan.

34 Numara 

Çay kaşıkları neden daha sevimli ve tarz sahibi olmasın ki dedim. Tek sayı severim, o nedenle 7 taneler. 19 Nisan.

35 Numara

Seriye yeni başladığımda bir arkadaşım kadeh de yapsana diye bir mesaj atmıştı. Dedim ya hikaye artık çift yönlüydü ve ben de onları dinlemeye başlamıştım. O hafta bu öneriyi kafamda evirip çeviriyordum. Yemek masası üzerinde herşeyin takım olmasını pek sevmiyorum. Arcopal yemek takımı sanıyorum birçoğumuzun çocukluğunda iz bırakmıştır.  Bence bütün olarak uyumlu görünen farklı parçalar her yere güzellik katıyor. O yüzden benzer olmaları yerine farklı yüksekliklerde iki kadeh tasarladım ve 11 numaradan ilhamla kenarlarına su akışını andıran bir dokunuş yaptım. 20 Nisan. 



36 Numara

Bitkilerimi sulamak benim için özel bir seans gibidir. Konuşamasalar da bize çok su verdiğimizi, o güneşli köşeyi sevmediklerini, saksısının artık dar geldiğini ifade edebilmelerine ise hayranım. 

Ne ile suladığımız da önemli bence. Plastik ya da metal yerine yine topraktan gelen bir malzemesinin olması fikri çok çekici geldi. Ağız kısmı ise suyun tam istediğim yere ulaşmasını sağlamalı, birden çok fazla dökülüp bitkimi bazen yaptığım gibi suya boğmamalı diye düşündüm. İşlevsellik burada ortaya çıkıverdi. Özellikle sukulentleri sularken biraz suyun dozunu kaçıranlardanım, o nedenle uzun bir ağız kısmının bu konuda işe yarayacağını düşündüm. Bütün bu ihtiyaçları göze hitabedecek sade bir formda birleştirmeye başladım. İlk defa bu kadar uzun bir ibrik yapıyordum ve nasıl dengede duracak hiçbir fikrim yoktu. Akşam fotoğrafını paylaştığım anda gelen yorumlarla ilk denememin zaferiyle mutlu oldum. 21 Nisan.

 

37 Numara

 Alt kısmı dar, üst kısmı geniş bardaklar bana hep eski pastanelerde su servisi yapılan bardakları anımsatır. Babanemle gidip profiterol yiyip üzerine çikolatanın yoğunluğunu azaltmak için bol su yudumladığımız su bardakları. Camdaki bu formu çamura taşımak istedim. Doku oyunlarını sevdiğim için üst kısımda biraz oyunlar yaptım ve tek bir model yerine neden küçük bir çete oluşturmayayim ki dedim. 22 Nisan.

 

38 Numara

Yoga eğitmeni bir arkadaşım yaklaşık 10 gün önce buhurdanlık da yapabilirsin diye bir mesaj atmıştı. Hiç kullanmadığım için önce biraz araştırdım. Genelde fonksiyonelliğe yönelik tasarımlar tercih edilmişti. 10 gündür kafamda evirip çevirip bir buhurdanlık eve nasıl tatlı bir hava katabilir diye düşünüyordum. Form yerine bir figür bu konuda yardımcı olabilirdi. O gün de 23 Nisan’dı; hafif çocuksu bir form olabilirdi. Penguen hem estetik hem de herkes tarafından sevilen, sevimli ve komik bir hayvandı. İkisi birleşti ve ortaya böyle tatlı bir Penguen Buhurdanlık çıktı. O gece ben de istiyorum mesajları ile günü tamamladım. Yine hissiyatım story’den etrafa yayılmıştı. 23 Nisan.

 

39 Numara

 İnce uzun ibrikleri estetik ve zarif görüntüleri sebebiyle  o kadar seviyorum ki; havada süzülüyorlar gibi geliyor hep. Covid nedeniyle mutfakta daha fazla vakit geçirmeye başladım ve zeytinyağı şişesinin kenarından tezgaha akan yağlar bana biraz dokunmaya başladı. Zeytinyağlıkların da genelde şekline pek özenmediğimiz formlarda olduğunu farkettim ve neden mutfaklarda da keyif alacağımız objeler kullanmayalım ki diye düşündüm. Hem de ağız kısmını uzun tutarsam zeytinyağını kullandıktan sonra ağız kısmını silmem yeterli olacaktı. Ortaya bu zarif zeytinyağlık çıktı. Tüm bu projenin ilham kaynağı arkadaşım Fırat hemen mesaj atmış, neden bir barista demleme ibriği de olmasın diye, neden olmasın:) 24 Nisan.

 

40 Numara

Küçükken bizim semtin pazarı Pazar günleri kurulurdu. O yoğun kalabalık minik beni pek bunaltsa da mutlaka ailecek giderdik. Pazarcıların siyah terazi ağırlıkları ile torbaları hızlı hızlı eski tip terazilerde tartmalarını izlemeye bayılırdım. Bir tane ağırlığı koyar hafif gelir, yanına küçük ağırlıklardan ekler dengeyi yakalamaya çalışır, bir yandan da gelene geçene laf atmaya devam ederdi. Bu anı izlemek inanılmaz heyecanlı geliyordu bana.  Bu şişeler de biraz o günlerden. 25 Nisan.



41 Numara

Bu kupada aslında benim için iki konu vardı. İzlanda’da Reynisfjara sahilinde inanılmaz yüksek ve doğanın sert koşulları ile şekillenmiş harika bir kayalık vardı. O görüntü, doku seven beni benden almıştı. O nedenle kupanın yüzeyine de hafiften bende kalan bu izi yansıtmak istedim. Bir de genelde iki kişi kahve içiyorsa orada mutlaka bir gıybet olur:) Kulak sap, bana bu metaforu çağrıştırdı ve oradan da tabii ki uzay yoluna Mr. Spock’a ulaştım. İsmi de Mr. Spock oldu. 26 Nisan.

 

42 Numara

Naif ve kibar bir vazonun peşindeydim. Asimetrik bir form için üstten bir kesik atıverdim, ön yüzüne en sevdiğim dokudan iliştirdim. Naifliği içinminik bir ayak, sol yanına da sade bir eklenti konduruverdim. 27 Nisan.

 

43 Numara

Tombik demliğin özel bir sapı olsun istedim. Yuvarlak formu kulpta devam ettirdim. 28 Nisan.

 

44 Numara

Haftasonları en sevdiğim şey sahilde kahvaltı keyfidir. Cuma günleri en büyük mesaj konumuz bu hafta neredeyiz olurdu. Tabii Covid ile bu gündem de son buldu. Madem evlerdeyiz sofraları da şenlendirmek gerek… Hep yatayda kahvaltılıklar yerine sofraya biraz yükseltiler katmak iyi olur diye düşündüm.  29 Nisan.

 

45 Numara

Kahvaltıdan sonra en sevdiğim şey tabii ki mezelerdir. Onlara haksızlık etmemek için mezelikler de yapmalıydım. Klasik bir meze tabağından farklı olması için minik ayaklar ekledim, dokular serpiştirdim. Bunu yaparken bir baktım ikisi de deniz altına benzedi. Çocukken yazlığımıza her yıl gelir, açıklarda birkaç gün kalır giderlerdi. Bir çocuk için ne büyülü birşeydi. O yüzden isimleri de “denizaltı mezelik” oldu.  30 Nisan.

 

46 Numara

Koni formu sevdiğim için bir demlik daha eklemek istedim. Kapak ve ağız kısmı son derece sade bırakıp tüm oyunu kulba aktardım.  1 Mayıs.

 

47 Numara

Vintage metal sulama kaplarını hep çok sevdim. 36 numara ile ilk sulama kabı deneyimimden sonra neden bu tip bir şey denemiyorum dedim. Sulama ucunda delikler olacaktı. Tabii en önemlisi dengeyi sağlayabilmekti. Birkaç denemeden sonra sulama kabı ya da vazo olarak kullanabileceğimiz yeni Lindy hazırdı. O gün aynı zamanda başlattığım bu serüveni 54 numara ile tamamlama kararı aldım.  Yapmış olmak için yeni birşeyler üretmek değil; ruhu olan objeler üretmek istiyordum, o nedenle doğru zamanda tamamlamak benim için önemliydi. Son 7 Lindy kalmıştı…2 Mayıs.

48 Numara

Kancalar, çengelli iğneler, düğmeler. Bunlar benim çocukluğumun oyuncakları. Annem dikiş dikmeyi çok severdi ve ben de arta kalan kumaş ve düğmelerle oynamaya bayılırdım. Seramikte genelde hep sabit parçalar yapıyoruz. Herşey yerli yerinde, oysa hareket eden bir yanı neden olmasın ki dedim. Aklıma kanca geldi. İki parçayı seramikten bir kanca ile birleştirerek kullanacak ve yüzük, küpeler için bir saklama kabı yapacaktım. İki yarım küre kalıbı aldım. Kenarlarına kancalar yaptım ve rafa koydum. Baktığımda inanılmaz derecede robota benziyordu, hemen iki göz ekleyerek bu tatlı “robot adam”ı tamamladım.. 3 Mayıs.

 

49 Numara

Genelde bücür sukulentler minik saksıların içerisinde iyice kayboluyorlar; hele de yanlarında son zamanların en popüler bitkisi deve tabanı varsa. Biraz yükselti katmak için basamak kulplu bir saksı hazırladım. 4 Mayıs.

 

50 Numara

“Denge Mumluk” benim için simgeledikleri ile çok farklı bir obje oldu. Farklılıklar ve zıtlıklar hayata dinamizm katan, öğreten, geliştiren şeyler; mutlaka olmalı ama bir noktada kendimizi dengelemeyi de öğrenmemiz gerekiyor.  O nedenle “ruhunda, bedeninde, ilişkilerinde, doğada dengeyi bulabilmek…” diye not düştüm… Biz doğadaki dengemizi bence covid ile kaybetmiştik. Şimdi de evlerimizde ruhumuz ve bedenimizdeki dengeyi korumaya çalışıyorduk. Hepimiz bunun için farklı bir yol geliştirmiştik. “Seni dengeleyen insanları, mekanları, uğraşları, tutkuları hayatına dahil edebilmek…” İşte bu da benim yöntemim… 5 Mayıs.

 

51 Numara

Kireçburnu Parkı’ndaki fener son 2 senedir sahildeki yürüyüşlerimin hep merkezinde, fotoğraflarımın kadrajında oldu.  Nedense ayrı bir sempatim var bu yalnız yapıya; etrafından o kadar gelen geçen olmasına rağmen o görev insanı olup sinyalini vermekle meşgul gibi gelir hep. Neden bir vazo olmasın dedim. “Fener Vazo” 6 Mayıs.

52 Numara

Seride en çok sevilen 28 numaralı demlik olmuştu. Kulbunu ve kapağını çok sevdiğim için kendisine ufak bir ek yaparak bir de fincan eklemek istedim. 7 Mayıs.

 

53 Numara

Küçükken tv’de ne kadar çok kızıldereli filmleri vardı. O tüylü başlıklarına bayılırdım. Bu vazodaki eklenti de yaparken bana o tüyü çağrıştırdı. Doğaya saygı duyarak, bütünleşerek yaşamayı tercih eden kızılderelilere ithaf ettim… Kızıldereli Vazo. 8 Mayıs.

 

54 Numara

Bu bir veda parçası… Özellikle ibrik olmasını istedim; içimden öyle geldi. Benim için çok özel bir serüvenin sonuna geldim. 51 yeni obje ortaya çıktı, 33 KG çamur kullandım. 2356 kare fotoğraf çektim. Bir sürü duygu yaşadım, paylaştım, harika mesajlar aldım, henüz tanışmadığım tatlı insanlar story’lerinde hikayemi paylaştılar ve daha bir sürü şey… Bu serüven bir yandan tarzımı zenginleştirdi; bir yandan beni besledi, geliştirdi, büyüttü. Umarım sizler için de keyifli geçmiştir; çünkü bu hikayede belki farketmeseniz de siz de vardınız… 9 Mayıs Cumartesi.

 

Lindy Ceramics nasıl başladı?

Merhaba, ismim Pınar Aslanbay. Lindy Ceramics markası ile el üretimi seramik objeler tasarlıyorum. Çocukluğumdan beri el ile yapılan her türlü üretime büyük ilgim oldu. Seramik ise hep içimde olan ama nasıl giriş yapacağımı bir türlü bilemediğim bir alandı benim için. 

2016’da yolum atelier 13’te hocam Aslı Aydemir ile kesişti. Sürekli yeni fikirler üreten, sadece seramik değil farklı materyalleri de kullanmaktan çekinmeyen, öğrencilerinin ufkunu açan çok yetenekli bir sanatçı ve eğitmendir. Seramiğe çok doğru bir yerde ilk adımımı atmam en büyük şansım oldu diyebilirim.

Çamuru ilk elime aldığımda ise ne istediğimi hissetmiştim. İçinde yaşanmışlık olsun; fakat hayatta hep en iyisini yapmaya çalışırken kaçırdığım şeyler olmasın istedim. Mükemmeli yakalamaya çalışmaktan uzak durdum; çünkü bunu yapmaktan inanılmaz yorulmuştum.  Eskitilmiş ve deforme edilmiş dokular ve bu dokular arasındaki renk oyunlarının seramiğe hikaye ve kişilik kattığını gördüm. Seyahatlerimden, hissettiklerimden beslenen; hayatın akışı gibi rastlantılarla şekillenen bu yaratım sürecini çok sevdim. 

Özetle seramiğe gönül vermiş bir alaylıyım diyebilirim. Son 2 senedir de bu keşfe Lindy Ceramics markam ile  devam ediyorum… 

 

Nasıl bir teknik kullanıyorsun?

Kalıp ve elle şekillendirme yapıyorum. Genelde geometrik şekillerin kalıplarını alır; sonra da onlarla lego gibi oynar, kesip birleştirip modifiye ederim. Bu bana sınırsız bir dünya sunuyor, tamamiyle sürprizlere açık bir yaratım süreci. O gün atölyeye girerken kafamda ne yapacağım mutlaka vardır ama nasıl yapacağımı kesinlikle netleştirmem. Rastlantısallığı ve kendimi bu akışa teslim etmeyi çok seviyorum. 

Eskimiş ve deforme olmuş yüzeylere büyük zaafım var. Paslanmış bir vapur iskelesi, boyası kalkmış ahşap bir kapı… Doğa şartları ile varlığını koruyamayıp eskimiş; fakat farklı bir güzelliğe kavuşmuş tüm yüzeyler, dokular, renkler…  Yolda yürürken kimsenin anlam veremediği şeylerin fotoğraflarını çekenlerdenim:) Bu dokuları seramiğe aktarıp renklendirdiğinizde ve deforme ettiğinizde hikayesi olan bir yüzey karşınıza çıkıyor. İşlevselliği de hiçbir zaman ikinci plana atmıyorum. Bu objeyi nerede ve nasıl kullanacak, neresinden kavrayacak, parçalar arasında nasıl bir uyum olmalı, her birisini dikkate alıyorum. 

Lindy Ceramics'in web sitesine buradan , sosyal medya hesabına ise buradan ulaşabilir.







 

 

 









 







































Eski Yazı Yeni Yazı

0 yorum

Bir yorum bırak

Lütfen not edin, yorumlar kontrol edildikten sonra yayınlanmaktadır.